CEHALETİN ETKİLEŞİM MODELİ

Yazar | 16 Nisan 2025

Son zamanlarda, başta kendi toplumumuz olmak üzere birçok toplumda gözlemlediğim bazı davranış kalıpları dikkatimi çekiyor. Bu yazıda dile getireceğim tespitler, tamamen gerçek hayattaki gözlemlerime ve kişisel tecrübelerime dayanıyor.

İzlenimlerime göre bir toplumun davranış modelini şekillendiren en temel etken, cehalet.
Ama burada bahsettiğim cehalet, yalnızca diploma eksikliği ya da akademik eğitim yoksunluğu değil.
Asıl mesele, doğru düşünememek ya da daha da kötüsü, bozulmuş bir algı yüzünden hiç düşünememek.
Ve bu zihinsel çöküş hali, toplumsal etkileşim biçimlerine de doğrudan sirayet ediyor.
Sosyal medyada, sokakta, iş yerinde, haber yorumlarında, seçim sandığında…

İşte bu yazı, tam da bu cehaletin dijital platformlardaki tezahürünü — özellikle de fikir paylaşımı ve etkileşim biçimlerini — anlamaya ve anlatmaya yönelik bir iç dökümdür.


Fikri Benimsemek, Ama Düşünmeden

Cem Yılmaz’ın “Er Gazinosu” metaforu artık sadece bir gösteriden alınma bir anekdot değil. Dijital çağın tam ortasında, sosyal medyada — özellikle de LinkedIn gibi profesyonel görünen platformlarda — bu sahneyi her gün yeniden yaşıyoruz. Tıpkı 400 erin, sesi sonuna kadar açık ama ne dendiği anlaşılmayan bir televizyona hipnotize olmuş gibi bakması gibi, insanlar da ekrandan üzerlerine yağan içeriklere aynı şekilde kilitleniyorlar.

  • Sanki gerçekmiş, sanki doğruymuş gibi…
  • Sanki o düşünceyi zaten kendileri üretmiş gibi…
  • Ama farkında değiller: Bu, onların değil, dijital kalabalığın zihnine bıraktığı bir tortu.

LinkedIn’de bir kullanıcı bir şey paylaşır ve yüzlercesi — sorgulamadan, düşünmeden — o paylaşımın etrafında dönmeye başlar.

Bir kısmı, o paylaşımı sanki kendi fikriymiş gibi benimser. Bu bilinç dışı bir kabul sürecidir.
Bir gün sonra, başka bir tartışmada o paylaşımın etkisiyle tepki verir.
Ama bu bir düşünce değil — sadece viral bir tetiklenmedir.
Ve bu da modern çağın dijital cehaletidir:
Düşünmeden benimsemek. Bilmeden konuşmak. Görünür olmak için bağırmak.


Zıtlık Uğruna Zıtlık – Dijital Muhaliflik Oyunu

Bir diğer grupsa paylaşımı yapan kişi ya da kurumla ideolojik bir mesafesi olduğu için, paylaşımın içeriğine katılsa bile sırf karşı çıkmak adına muhalefet eder. Bu kişiler, metnin içinden bir iki kelime cımbızlayarak, bağlamdan koparır ve onun üzerinden “aykırı” yorumlar yaparlar. Oysa fikirle bir dertleri yoktur; sadece görünür olmak, farklı görünmek, “ben orada yoktum” demek isterler.

Tıpkı asker gazinosundaki o sahne gibi:
Bir kişi televizyonun sesini aç der, diğeri bağırır. Ama bir diğeri de çıkar, “Bu sesin açılması değil, kapatılması gerek!” der. Ne izlediğini bilmez, ne duyduğunu. Ama o da bağırır. Çünkü bu da bir sahne alma biçimidir.


Dijital Gürültü ve Anlamın Yitimi – Konu Kapanır, Baş Ağrısı Kalır

Bunca gürültü, bunca yorum, bunca gösteri…
Hepsinin sonunda şu soruyu sormak gerekir:
“Hayatımıza gerçekten olumlu etki eden tek bir katkı çıktı mı?”
Çoğunlukla cevap hayır.

Zaman, dikkat, enerji… Hepsi boşa harcanmış olur.
Geriye kalan sadece zihinsel bir yorgunluktur.
Bir tür “dijital after-party sendromu”: İçerikler geçer, etkisi biter ama baş ağrısı kalır.

Oysa bu mecralar, ilham verici fikirlerin, deneyimlerin, bilgilerin paylaşıldığı alanlar olabilir.
Ama gerçek şu ki; bilgi değil, gürültü dolaşıyor.
Ve her birimiz, bu gürültüye maruz kalıyor ve hatta bazen parçası oluyoruz.


Neden Değer Üretmek Yerine Gürültü Üretiyoruz?

Sosyal medya, dijital platformlar ve hatta yüz yüze sohbetler…
İnsanların fikirlerini özgürce paylaşabildiği her ortam, aslında büyük bir potansiyele sahip.
Kendi deneyimlerinden süzülen düşünceleri, tecrübelerini, bilgilerini paylaşan insanlar gerçek etki yaratır.

Ama neden bu kadar az görüyoruz bunu?

Çünkü özgünlük emek ister.
Çünkü fikir üretmek zahmetlidir; ama tepki vermek, kopyalamak kolaydır.
Çünkü dikkat çekmek, çoğu zaman değer üretmekten daha çok takdir edilir.
Ve belki de en kötüsü: Gürültü yapan öne çıkar, sessiz kalan yok sayılır.

Bu kültür, daha çok insanı sadece görünür olmak için konuşmaya, fikir üretmek yerine tepki üretmeye iter.


Ne Yapmalı? – Dijital Kalabalıkta Akıllı Kalabilmek

Bu döngüyü kırmak mümkün mü?
Elbette. Hem de bireysel düzeyde başlayarak.

  • Her şeyden önce okumak gerekiyor. Kitaplar, makaleler, farklı görüşler…
  • Bir fikre rastladığımızda hemen tepki vermek yerine, birkaç kaynağa göz atmak, küçük bir araştırma yapmak önemli.
  • Paylaşımlarda özgünlük aramak, tecrübeye ve bilgiye dayalı içerikler üretmek.
  • “Ben de konuşayım” yerine “ben ne katabilirim?” sorusunu sormak.
  • Ve en kritik olanı: Toplumsal kararları verirken, sadece bir ideolojiye değil, ülkenin ve gelecek nesillerin yararına olacak vizyona göre hareket etmek.

Çünkü bu dijital ortam sadece bir oyun alanı değil — kolektif zihnimizi şekillendiren bir atmosfer.
Ve o atmosferin yönünü, bizim seslerimiz belirliyor.

Yorumlarınızı Bekliyorum !