TÜRKİYE DE ÇALIŞMA HAYATI

Yazar | 13 Eylül 2023

Merhaba

Uzun zamandır aklımda olan ve zaman zaman sosyal medyada kısmen paylaştığım bir konu hakkında nihayet bir makale yazma fırsatım oldu. Bu makalemde, “Çalışma Hayatı” konusunda bazı fikirlerimi paylaşarak insanlara yol göstermek istedim. Umarım herkes için faydalı olur.

Öncelikle, çalışma hayatının sadece çalışan (veya işçi, ama ben çalışan diyeceğim) açısından değil, işveren (veya sermaye sahibi yada patron, ben işveren diyeceğim) açısından da incelenmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Maalesef sosyal mecrada genellikle karşımıza çıkan yazılar, görüşler ve paylaşımlar sadece çalışanın yaşadığı zorluklardan bahsetmekteler, üstelik sosyal medya içerik üreticileri genellikle zorluk olmaması gereken doğal durumları da sanki sadece çalışnanın bir sorunuymuş gibi algı yapmak sureti ile önümüze çıkarmaktalar. Bu noktada benim de söyleyecek birkaç sözüm olacak.

Çalışan kesimi ben temelde “nitelikli” ve “niteliksiz (vasıfsız değil)” olarak iki ana bölüme ayırıyorum. Şimdi, işveren bakış açısı ile size bunların anlamını birer cümle ile yazmak istiyorum.

Nitelikli Çalışan Kimlere Denir

Herhangi bir iş alanında belirli süre çalışmış olan, söz konusu iş ile ilgili eğitim geçmişi olan (illa üniversiteden bahsetmiyorum, iş başı eğitim veya benzeri eğitimler de olabilir), tecrübe sahibi ve uzman niteliğine sahip çalışan demektir. Nitelikli çalışanlar, iş hayatlarını ve gelişimlerini söz konusu alanda kariyer yapmaya adayan kişilerdir. Bir veya birkaç benzer alanda tecrübeye veya uzmanlığa sahip olabilirler.

Niteliksiz Çalışan Kimlere Denir

Yüksek öğrenim görmüş veya görmemiş farketmeksizin, iş hayatına yeni atılan veya daha önce denemiş olduğu işleri bırakıp yepyeni bir sahife açmak adına farklı bir alanda kariyerini yeniden şekillendirmek isteyen, ancak bu iş alanında herhangi bir tecrübesi veya uzmanlığı olmayan kişiler, niteliksiz çalışan sınıfındadır.

Yukarıdaki tanımlamadan anlaşılacağı üzere, piyasada genellikle farklı anlamlara gelebilecek nitelikli ve niteliksiz çalışanın işveren nezdindeki tanımı aslında oldukça nettir. Bu tanımı önceden yapma ihtiyacı hissetmemimin sebebi ise, zaman zaman gerek bu makalede gerek ise farklı yazılarda karşımıza çıkacak olan çalışanların memnuniyetsizliğii, beklentilerinin karşılanmadığıve zorlandıkları durumları işveren bakış açısı ile daha net anlayabilmektir.

İşe Yeni Başlayacaklar

Bir iş arayışında olan ve yeni bir işe başlayacak olan çalışan adayları ile ilgili şu mesajı vermek isterim. Yukarıda bahsetmiş olduğum “niteliki çalışan” veya “niteliksiz çalışan” sınıfından hangisine tabi olduğunuzu tespit edin. İşyerinden beklentinizi bu ayırıma göre belirleyin. Eğer “niteliksiz çalışan” sınıfındaysanız, bir işyeri sizden azami faydayı sağlayamayacak, size iş öğretecek, deneyim kazanmanızı sağlayacak, eğitimlerle sizi destekleyecek kısacası size yatırım yapacaktır. Bunun maddi olarak karşılığını ölçmek de son derece zordur. İşyeri açısından bu bir “risk” olarak değerlendirilir. Dolayısı ile işe başlarken size önerilecek gelir ve yan haklar daha kısıtlı olacaktır.

Niteliksiz çalışan sınıfında olan adayların, ir işyerine girerken veya girdikten kısa bir süre sonra, gelirlerini farklı iş alanlarında çalışan ama kendi alanında nitelikli çalışan sınıfında olan kişilerle kıyaslamasının da doğru olmadığını belirtmek isterim. Hızlıca buna bir örnek verelim

Üniversitelerin 4 yıllık fakültelerinden mezun olmuş, bir işyerinde IK departmanında asgari ücret x 1.5 olacak şekilde bir sabit maaşla ile işe başlayan bir çalışanın (bu profil niteliksiz çalışandır) işe başladıktan 2 ay sonra, aynı işyerinde “depo sorumlusu” olarak 5 yıldır görev yapan lise mezunu olmasına rağmen asgari ücret x 2 sabit maaş ile çalışan bir çalışanla kendi gelirini kıyaslamadı doğru değildir.  Zira işyeri veya işveren açısından, “depo sorumlusu” olan çalışan kendi alanında “nitelikli çalışan” sınıfında olarak değerlendirilirken, işeyerine yeni başlamış ancak Üniversite mezunu çalışan henüz “niteliksiz çalışan” sınıfındadır.

Niteliksiz çalışan olarak bir işyerinde göreve başladıkan sonra, alanınızda kendinizi geliştirebilir, işyerinin desteği ile uzmanlaşabilir ve tecrübe kazanabilirsiniz. Bu tecrübeyi kazandığınızda, artık siz de “nitelikli çalışan” sınıfına geçiş yapacak ve çalıştığınız işyerinde veya alternatif farklı işyerlerinde daha iyi fırsatlara sahip olacaksınız. İşte bu noktada bir çalışan olarak “insiyatif kullanabilme”, “kişisel özgüveni geliştirme”, “işyeri beklentisi üzerinde gelişim sağlama” gibi başarı kriterlerini de yerine getirebilmesi önemli rol oynayacaktır. Bu noktada özellikle şunu belirtmek isterim, akıllı ve işini bilen hiçbir işveren, üzerine yatırım yaptığı ve işyerine beklenenden daha fazla katkı sağlayan çalışanı kaybetmek istemez. Ancak piyasada algı bu durumdan biraz daha farklı, “Kötü Patron ve Çalışan Beklentisi” bu konudaki görüş ve tespitlerimi de paylaştım.

Tükiye’deki İş Hukuku Bakış Açısı

Bir hukukçu olmadığım için bu makalede yasaları madde madde tartışmak gibi bir niyetim olmadığını belirtmek isterim. Lakin, 30 yıllık iş tecrübem ve edindiğim bilgiler ile şunu çok net ifade etmek isterim ki ülkemizde, çalışma hayatını düzenleyen iş hukukumuz, ağırlıklı olarak işçiyi (yani benim kullandığım tabir ile çalışanı) korur şekilde düzenlenmiştir. Bu açıdan yaklaşıldığında, bir işyeri açmak ve bu işyerinde insanları çalıştırmak işveren açısında yüksek bir sorumluluk ister. İş güvenliği ve sağlık ile ilgili önlemleri almaktan tutun da, çalıştırdığı personel için Sosyal Güvenlik Prim’i ödemeye kadar (işçinin kendi ödediğinden ayrı) birçok alanda işverene zorunluluklar yüklenmiştir ve yaptırımları yüksektir. Örneğin bir işverenin 1 seneden fazladır yanında çalışan birsini herhangi bir tazminat ödemedem keyfe keder işten çıkarması söz konusu bile değildir.

Bir başka örnek; bir işveren çalışanının bordrosunda maaşını haftalık 45 saat üzerinden göstermesi durumunda, kesinlikle bu süre dışında ücretsiz çalıştıramayacağını biliyor muydunuz? Yani bu raporu yarın masamda istiyorum diyerek akşam saat 18:00 de size iş atayamaz. Bu isteği yerine getirmediniz diye sizi işten de çıkaramaz. Ancak çalışanların kaç tanesi her ay sonunda bordrosunu inceliyor? Yatan maaşlarının hakedişlerinin haftalık kaç saatlik çalışma karşılığı yattığını biliyor? Bir çoğunuzun bilmediğine eminim, bunu da fırsat gören bazı işverenler, sizlere yatırdıkları ücreti “fazla mesai” olarak bordronuzda gösteriyor olabilir. Bu durumda sizden istediği ek çalışma saatlerinde işi yapmamanız halinde ise sizi uyarabilir veya işinize son verebilir. 

Çalışma hayatına ilişkin daha birçok kural, yönetmelik ve yasayı burda örneklerle anlatabilirim. Ancak sahifeler dolusu yazı yazmak gerekecek ve okuyucuyu da olumsuz etkileyecektir diye düşünüyorum. Temel olarak söylemek istediğim, eğer bir çalışansanız, haklarınızı iyi öğrenmenizi, bu haklarınız gasp edildiğinde ise nasıl davranmanız gerektiğidir. Şunu da unutmamanız gerekir, hakkınızın gasp edildiğini düşündüğünüz anda, hukuk karşısında delil sayılabilecek evrak veya belge edinmeniz (eposta, bordro, banka dekontu, işer giriş çıkış saatlerinizi gösteren sistem kayıtları v.s) yada çalışma arkadaşlarınız içinde tutarlı bir şekilde şahit göstermeniz gerekir. Aksi durumda, durumu yasal merciler karşısında haklı olduğunuzu ispatlayamazsınız.  Benim tespit ettiğim durum şudur ki, çalışanların %80 ine yakını bir işyerinde çalışmanın karşılığında yasaların ve hukuk sisteminin nasıl bir koruyucu fonksiyonu olduğunu bilmemesi, sürekli olarak da hakkı yenmesine rağmen hakkını alamadığını düşünmesidir.

Kötü Patron ve Çalışan Beklentisi

Evet, yukarıdaki anlattıklarımın esas amacı piyaslarda “kötü patron” diye nitelendirilen işveren ile ilgili görüşlerimi iletmekti. Maalesef tespitlerime göre çalışma hayatı içinde istediğini bulamayan bütün çalışanlar ya “kötü patron” yada “mobbing” gibi sebeplere sığınarak kendini haklı duruma çıkarmaya çalışıyor. Oysa, olaylar tek tek incelendiğinde çok azında gerçekten çalışanın hakkını gasp eden kötü patron veya mobbinge uğramış çalışanla karşılaşıyoruz. Bu azınlık dışında kalanların aslında yaşadıkları durumlar “hakkını aramayı bilmeyen, özgüveni olmayan” çalışanların zaaflarından yararlanan patron veya yöneticilerden ibaret olduğunu görebiliyoruz.

Örneğin bir çalışan düşünelim, aşağıdaki argümanlarla hakkının yendiğini ve kötü patron a kurban gittiğini düşünerek memnuniyetsizliğini dile getiriyor…

1-Bugüne kadar benden istenen herşeyi yapmama rağmen maaşımda iyileştirme alamadım

2-Gece gündüz demeden çok çalışıyorum ama terfi alamadım

3-Hedeflerimi tutturmama hatta zaman zaman fazlasını yapmama rağmen herkesle aynı zam oranında maaşımı iyileştirdiler

4-Personel eksiğimiz olmasına rağmen işleri aksatmadan sürdürüyoruz ama karşılığında ne terfi ne maaş iyileştirmesi alamadım

5-Bu kadar çalışsam başka şirkette daha fazla kazanırdım

6-Benzer işi yapan arkadaşım başka işyerinde daha fazla kazanıyor

Bu maddeleri benzer şekilde çoğaltabiliriz elbette, bütün bu argümanların hepsi için şunu net söylememiz gerekir, “bir çalışan olarak, haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız o iş yerinde çalışmama özgürlüğü sizin elinizdedir” Fakat, bu özgürlüğü kullanırken iyice düşünmek ve analiz etmemiz gerekiyor. Bunun için de “kötü patron” sıfatı ardına sığınmadan kendimize sormamız gereken bazı sorular var, bu soruları da aşağıda listeleyelim

1-İşyerindeki tüm çalışanlar kendisinden istenen işleri tam ve zamanında yapıyor mu?

2-İşyerinde çalışanların çoğu mesai saatleri dışında da olsa, gece/gündüz işverenin taleplerine cevap veriyor mu?

3-Bordronuzda size ödenen ücretler için fazla mesayi göstergesi uygulanmış mı?

4-Çalıştığjnız departmandaki iş arkadaşlarınız da hedeflerini tutturmuşlar mı?

5-Eksik kadroya rağmen departmanın işlerinin aksamaması için ekip olarak mı çaba sarfettiniz?

6-Farklı işyerinde çalışıp daha fazla gelir elde ettiğini iddia edenlerin bordrolarını gördünüz mü? (zire birçok kişi bordrolarında daha düşük maaşlarla çalışıp, elden ücret alıyorken, siz maaşınızı diğer kişiden daha düşük de olsa direk bordronuzda görüyorsanız siz daha avantajlısınızdır)

Eğer bu sorulara cevap evet ise sizi diğer çalışanlardan ayıran bir durum yok demektir, işyerinde herkes canla başla çalışıyor, kendilerine verilen görevleri yerine getiriyor, gece gündüz demeden işyeri için ellerinden geleni yapıyor demektir, dolayısı ile size diğer çalışanlara kıyasla ayrıcalıklı bir davranış gösterilmesini beklemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bu durumda ortada “kötü patron” yoktur diye yorumlamamız gerekir.

Eğer bu soruların bir veya birden fazlasına “hayır” cevabı alıyorsanız, o zaman işyerinde size yeterli değer verilmediğini, hakettiğinizi alamadığınızı düşünmekte haklısınız. Bu durumda ya işyeri sahibi veya yönetici ile görüşerek sorunu çözmeyi deneyecek yada hızlıca alternatif iş imkanları araştırarak bu işyeri ile olan ilişiğinizi keseceksiniz.

Sonuç ve Değerlendirme

Bu makaledeki ana fikir olarak şunu söyleyebilirim, çalışma hayatı konusunda yaşadıklarınız hakkında bir yorum yapmadan önce veya bir sonuca varmadan önce, iş hukuku tarafından size sağlanan hakları, işyerindeki tüm ortamın ve çalışanların durumunu, piyasa şartlarını ve özellikle de çalışan olarak hangi sınıfta yer aldığınızı iyice analiz etmeniz olacaktır. Bu analizi tek başınıza yapamıyorsanız, bir IK uzmanından veya tanıdığınız sektörde uzun zamandır var olan bir yakınınızda objektif olarak bir değerlendirme yapmasını isteyin. Bilişim sektörü özelinde, ben size bu konuda yardımcı olabilirim, elzer.hara@kariyerbt.com adresinden bana her zaman ulaşabilirsiniz.

Yorumlarınızı Bekliyorum !