
Bugün 23 Nisan. Takvimde bir bayram yazıyor ama hissetmiyoruz. Oysa 40 yıl önce böyle değildi.
O zamanlar bu özel gün geldiğinde televizyonlar açılır, tüm ülkeyi saran bir coşku yaşanırdı. Sabah saatlerinden itibaren ekranlarda çocukların gösterileri, askeri geçit törenleri, halk oyunları, marşlar yankılanırdı. Her şehirden aynı heyecan yükselirdi. Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü sadece bir afişte değil, kalbimizde yankı bulurdu.
Kırmızı-beyaz bayraklarla süslenen sokaklar, katıldığımız törenler, birlikte söylenen şarkılar, okunan şiirler vardı. Bir bayramı sadece hatırlamakla kalmazdık; onu yaşardık, hissederdik. Bugün sosyal medya paylaşımları, zincir mesajlar, hazır görseller ile “kutladığımızı” sanıyoruz.
Fakat bu yıl da tıpkı son birkaç yıldır olduğu gibi, 23 Nisan coşkusu bir kenara atılmış, sosyal medya gündemleri Ortadoğu bataklığının içine çekilmiş durumda. Özellikle siyasal İslam’ın etkili olduğu çevrelerde, Filistin-Gazze söylemleri bayramın üzerine oturmuş halde. Söylenenler tanıdık: “Orada çocuklar ölürken burada bayram kutlanmaz…”
Bu söylemler, ilk bakışta vicdani gibi dursa da aslında samimiyetle ilgisi yok. Çünkü asıl hedef, ülke içinde Cumhuriyetçi ve laik kesimin ortak bayram bilincini dağıtmak. Eğer gerçekten Filistinli çocuklar için kaygılanılsaydı, önce Hamas’ın önü kesilir, sonra İsrail’e karşı politik kozlar devreye alınırdı. Ancak bu yapılar bilerek ateşleniyor; gündem Ortadoğu’nun çıkmaz sokaklarına çekilirken içeride de Atatürk’ün adının, bayramların ve Cumhuriyetin etkisi zayıflatılıyor.
Bu gidişle Türkiye, gerçek kimliğinden ve Atatürk’ün bize kazandırdığı evrensel değerlerden uzaklaşıp, Arap coğrafyasının bir uzantısı haline gelme riskiyle karşı karşıya. Fiilen şeriatla yönetilen bir Ortadoğu ülkesi gibi; hukuktan, eşitlikten, adaletten ve özgürlükten giderek uzaklaşan bir yapıya dönüşüyor. Emsallerini Suriye, Irak gibi ülkelerde gördük. İran örneği de gözümüzün önünde.
Bu üzücü tabloyu değiştirmek için artık sorumluluk bizde. Atatürk’ün yolundan yürüyen Cumhuriyetçilerin, laiklerin, vicdanı ve aklı rehber edinen herkesin.
Bizler, bu ülkenin gerçek sahipleri olarak; her ortamda siyasal İslam’ın dayattığı bu gündem oyunlarına karşı durmak zorundayız. Birlik ve beraberlikle hareket etmeli, bu girişimlere karşı yılmadan, korkmadan, susmadan mücadele etmeliyiz.
Çünkü bayramlarımızı, değerlerimizi, özgürlüğümüzü ve çocuklarımızın geleceğini savunmak sadece bir hak değil, bir görevdir.
Ve unutmayalım:
“Milli bayramlarını kutlamayan milletler, günü gelir kutlayacak bir dini bayram da bulamaz hale gelir.”