Biraz Geriye Yaslanıp Düşünmek…

Yazar | 22 Mayıs 2025

Kimliksiz Bir Gözlemin Peşinde

Bazen insan durup düşünmek istiyor. Gözünü kapatıp kimliğinden, aidiyetlerinden sıyrılarak sadece insan olarak bakmak… Ben de tam olarak bunu yaptım. İsrail – Filistin meselesine dair içimdeki karmaşayı anlamaya çalıştım. Amacım siyaset yapmak değil; sadece yaşadıklarımdan ve gözlemlerimden yola çıkarak bir şeyler anlatmak istiyorum.

Yıllar içinde İsrail’e birkaç kez gittim. Tel Aviv’den Kudüs’e, Haifa’dan Eilat’a kadar pek çok şehirde bulundum. Turist olarak değil, bazen iş, bazen başka nedenlerle. Oradaki insanları, yaşam tarzlarını, hayata bakış açılarını gözlemleme fırsatım oldu.

İsrail’e sıkça “Ayrılıkçı” ya da “Apartheid” devleti deniyor. Ancak eğer durum gerçekten böyle olsaydı, orada yaşayan 1.5 milyon Müslüman Arap, nasıl 800’den fazla camide özgürce ibadet edebilir, kendi kültürünü bu kadar rahatça sürdürebilirdi? Elbette her toplumda olduğu gibi burada da sıkıntılar, istisnai durumlar yaşanıyordur. Ama genel manzaraya baktığımda, günlük yaşamda ciddi bir baskı havası sezmedim.

Tabii benim gözlemlerim sadece İsrail’in kendi topraklarıyla sınırlı. Filistin tarafındaki durumu birebir görmedim. Kudüs’te bulunduğum bir dönemde Mescid-i Aksa tarafına geçmiştim. Ortalık oldukça sakindi; ne protesto vardı, ne kalabalık. Ancak farklı dönemlerde medyada gördüğümüz olayları da göz ardı edemem. Yani her şey güllük gülistanlık demek mümkün değil.

Şiddetin Anatomisi: Hamas Saldırısı ve İsrail’in Tepkisi

Gelelim yakın tarihte yaşananlara. Bir sabah, haberlerde dehşet verici bir saldırı gördük. Hamas adlı bir örgüt, İsrail sınırını aşarak sivilleri hedef alan bir operasyon düzenlemişti. Eğer bu saldırı sadece askeri hedeflere yönelik olsaydı, belki bir şekilde tartışılabilir yönleri bulunabilirdi. Ama silahsız siviller hedef alındı—katledildiler, aşağılandılar. Bu bana göre bir özgürlük mücadelesi değil, düpedüz psikolojik terördü.

Şöyle bir empati yapmaya çalıştım: Diyelim ki bu olay başka iki ülke arasında yaşansaydı—örneğin Fransa ve Cezayir. Cezayirli bir grup, Fransa’da bir festivali basıp 1.200 kişiyi öldürse, 250 kişiyi rehin alsaydı… Fransa’nın cevabı ne olurdu? Dünya buna nasıl yaklaşırdı?

Buradaki meseleyi tarihten bağımsız değerlendirmek istiyorum. Yani sadece yaşanan olaya ve sonuçlarına bakarak. 1.200 insanın öldürülmesi gibi bir vahşete hiçbir ülke sessiz kalamaz. İsrail de kalmadı. Tepkisi sertti, evet. Ama ortada sorumlu, muhatap alınacak bir devlet yoktu. Aksine, saldırıyı düzenleyen taraf bunu gururla sahiplendi.

Sadece rehin alma olayı yaşansaydı bile belki başka bir yol izlenebilirdi. Ancak bu ölçekte bir katliam karşısında, hele ki muhatap yoksa, öfkeyi kontrol etmek kolay değil. İsrail de bunu yaşadı.

Bir diğer acı gerçek: Hamas militanları sivillerin arasına saklanıyor. Okullar, hastaneler, camiler üs olarak kullanılıyor. İsrail bombalamadan önce halka uyarı yapıyor, ama bu kez de örgüt, halkı canlı kalkan gibi kullanıyor. Sonuç: siviller ölüyor, militanlar hayatta kalıyor. Bu döngü böyle sürüyor. Sonuçta 50.000’den fazla sivil hayatını kaybediyor—ve suçun tamamı İsrail’e yükleniyor.

Empati, Çaresizlik ve Sessizlik

Elbette bu olaylara farklı bakanlar da var. Bazıları, Filistin halkının yıllardır maruz kaldığı kuşatma, yoksulluk ve dışlanmışlık duygusunun, onları radikal yöntemlere yönelttiğini söylüyor. Açıkça belirtmeliyim: Hiçbir sivile yönelen şiddeti mazur göremem. Ama belki bazı Filistinliler için Hamas, çaresizlik içinde bir “tek ses” olarak görülüyor olabilir. Bu bir gerekçe değil, ama psikolojik bir açıklama olabilir.

Gazze’deki halk için de bazı sorularım var. Aralarında çalışıp evini geçindiren, yardımlarla hayatta kalan, bazıları daha refah içinde yaşayan insanlar vardı. Bu yıkım yaşanmadan önce, “bu adamlar bizi nereye sürüklüyor” diye sorgulamadınız mı? Direnişten bahsetmiyorum. Sadece “senin yüzünden her şeyimiz gitti” diyemediniz mi?

Belki de bazıları dedi. Ama açıkça konuşmanın, Hamas’ın hedefi haline gelmek anlamına geldiği bir yerde, hayatta kalmak için susmak zorunda kalmak da bu trajedinin bir parçası olabilir. Sessizlik, çoğu zaman bir tercih değil, bir zorunluluk olur.

Adalet Arayışı: Suç, Sorumluluk ve Tek Taraflı Bakışın Tehlikesi

Ben bu tabloya dışarıdan, tarafsız bir gözle bakmaya çalıştım. Bana göre bu ölümlerin birincil sorumlusu Hamas. Çünkü eğer gerçekten halkın yanında olsaydı, onları böyle büyük bir yıkıma sürükleyecek bir eyleme kalkışmazdı. 1.200 sivilin katledilmesinin ardından böyle bir karşılık geleceğini öngörememek mümkün müydü? Eğer öngördüysen, neden yaptın?

Bu, İsrail’in yaptığı her şeyin doğru olduğu anlamına gelmez. Ancak uluslararası kamuoyunun meseleye yalnızca İsrail çerçevesinden bakması; tüm suçu tek tarafa yüklemesi ve bunun sonucunda dünyadaki Yahudilere yönelen antisemitizmin artması, bambaşka bir tehlikeyi besliyor. Eleştiri başka şeydir, bir halkı toptan hedef göstermek bambaşka.

İsrail’e karşı duyulan öfkenin Yahudilere yönelmesi, tarihsel olarak bildiğimiz korkunç hataların tekrarına zemin hazırlar. Bu gerginliği çözmeye çalışırken sadece bir devleti suçlamak, sadece bir halkı masum göstermek çözüm getirmez.

Son Söz: Taraf Tutmadan, İnsan Kalmak

Yani mesele şu: İsrail’e %100 destek verelim demiyorum. Ama Filistin halkını savunacağız diye Hamas’ı aklamanın da hiçbir vicdani ya da stratejik karşılığı yok. Bu iki şey birbirine karıştırıldıkça, çözümden daha çok kutuplaşma üretmiş oluyoruz.

Umarım bu yaklaşımımı anlayışla karşılarsınız. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Yorumlarınızı Bekliyorum !