
Sosyal medyada herkesin her konuda fikir sahibi olduğu bir çağda, gerçek bilginin sesi nasıl kayboluyor?
Türkçemizin bu özlü sözü, hiçbir alanda bilgisi, eğitimi veya deneyimi olmamasına rağmen her konuda fikir beyan edenleri tarif eder. Ne yazık ki bu tavır, özellikle son yıllarda sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte daha da yaygınlaştı. Bilgi sahibi olmadan konuşan, uzmanmış gibi davranan bu kalabalık, artık dijital çağın ciddi bir sorunu haline geldi.
Her Şey Doğal Afetlerle Başladı
Bu duruma ilk olarak doğal afetler sırasında rastladım. Deprem, sel veya yangın gibi olaylar yaşandığında, ekranlarda ve sosyal medyada bir anda yorumculuğa soyunan insanlarla karşılaştık. Afetlerin oluşma prensiplerinden, nasıl önlem alınması gerektiğine kadar birçok konuda hiçbir teknik bilgisi olmayan kişiler fikir yürütmeye başladı. Ortalık, bilgi sahibi değil ama fikir sahibi olanlarla doldu. Gerçek uzmanların sözleri ise gürültü içinde kayboldu.
Pandemi ile Bilgi Kirliliği Tavan Yaptı
Covid-19 pandemisi, bu durumu daha da belirgin hale getirdi. İlk birkaç aylık şokun ardından, herkes bir anda virolog kesildi. Virüsün varyantlarını analiz edenler, aşıların uzun vadeli etkilerini yorumlayanlar, maskelerin filtreleme oranları üzerine açıklamalar yapanlar ekranlara ve sosyal medyaya doluştu. Bu insanların çoğu tıp eğitimi almamıştı, bilimsel araştırma okuma yetkinlikleri yoktu. Ancak yine de milyonlarca kişiye ulaşan içerikler ürettiler ve bu içerikler sorgulanmadan yayılmaya devam etti.
Savaşlarla Birlikte Herkes Harita Başında
Ardından Ukrayna-Rusya savaşı ve İsrail-Gazze çatışmaları gündeme geldi. Bu kez öğretmen, yazar, avukat ya da esnaf olan birçok kişi, sosyal medya ve televizyonlarda askeri strateji uzmanı gibi konuşmaya başladı. Haritalar açıldı, cephe analizleri yapıldı. Tarih bilgisi zayıf olanlar bile savaşın kökenleri üzerine uzun uzun konuştu. Yanlış bilgiler, çarpıtılmış analizler ve önyargılarla dolu bu içerikler, sorgulanmadan paylaşıldı. Gerçek uzmanlar yine görünmez oldu.
Neden Bu Kadar Önemli
Peki neden bu konuda bir yazı yazma gereği duydum? Çünkü sosyal medya üzerinden yayılan bu yüzeysel ve temelsiz paylaşımlar, insanların zihin dünyasını ciddi biçimde şekillendiriyor. Kullanıcılar bu içeriklerde kendilerine yakın gelenleri veya inanmak istediklerini alıp yaymaya başlıyor. Böylece gerçeklerden uzak, taraflı ve sağlıksız bir bilgi ortamı oluşuyor.
Daha da kötüsü, gerçekten araştırma yapan, çok boyutlu düşünen ve tarafsız analizler sunan kişilerin sesi bu gürültü içinde kayboluyor. Hatta zaman zaman bu kişiler hedef haline getiriliyor, karalama kampanyalarına maruz kalıyorlar. Gerçek yerine bağıranın kazandığı bir döneme girmiş bulunuyoruz.
Deprem hakkında hiçbir deneyimi olmayanların afet uzmanı gibi konuşması, hayatında bir Yahudi ile tanışmamış veya İsrail’e hiç gitmemiş birinin tarihsel ve toplumsal yorumlar yapması artık sıradan bir durum haline geldi. Bu da toplumsal olarak düşünce kalitemizi ve bilgiye olan saygımızı ciddi şekilde zedeliyor.
Sonuç Yerine: Sessiz Kalmak Bir Erdemdir
Bilgi sahibi olmadan konuşmak sadece bireyi değil, toplumu da yanıltır. Her konuda konuşmak zorunda değiliz. Bilmediğimiz bir konuda susmak, o konunun uzmanına alan bırakmak, günümüz dijital çağında belki de en değerli erdemlerden biri haline gelmiştir.
Artık hep birlikte şunu kabul etmeliyiz:
Bilgiye saygı duymak, onu çarpıtmamak ve uzmanları susturmamak zorundayız.
Çünkü bilgi kirliliği sadece bireysel bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir tehdittir.