
Ekrandan Kaleme Uzanan Kişisel Bir Dönüşüm Hikayesi
Bağımlılık Kavramı Üzerine
Bağımlılık enteresan bir kavram. Yıllar boyunca insanların başına bela olmuş farklı tipte bağımlılıklar var. Madde bağımlılığından tutun da alkol, sigara, yemek ve hatta seks gibi alanlarda insanların bağımlılık geliştirdiği görülüyor.
Zaman içinde bazı bağımlılıklar suç sayılıp engellenmeye çalışılmış. Bazıları için psikolojik tedavi yöntemleri geliştirilmiş. Bazı durumlarda ise tıbbi ve biyokimyasal ilaç tedavileriyle çözümler üretilmeye çalışılmış.
Ama hiçbir yöntem bağımlılık sorununu toplumlardan tamamen silememiş. Çünkü bağımlılığın temelinde çoğu zaman stres, acı çekme, ağrı, yokluk ve yalnızlık gibi insanı derinden etkileyen faktörler yatıyor. Bu faktörler tamamen ortadan kaldırılmadan sorunu kökten çözmek pek mümkün görünmüyor.
Yeni Çağın Yeni Bağımlılığı
İki binli yılların başından itibaren teknoloji büyük bir hızla gelişti. İnternetin yaygınlaşması ve iletişimin neredeyse yirmi dört saat kesintisiz hale gelmesiyle birlikte yepyeni bir bağımlılık türü ortaya çıktı.
Bu bağımlılık sosyal medya ve ekranlara olan bağımlılıktı.
Çocuk yaşta başlayıp yetişkinlikte de devam eden bu alışkanlık, günümüz insanının en yaygın sorunlarından biri haline geldi. Buna karşı koymak ya da çözüm üretmek de oldukça zor.
Geçenlerde metroda seyahat ederken etrafıma bakındım. Yolcuların neredeyse yüzde sekseni ellerindeki cep telefonlarına odaklanmıştı. Çevrimiçi olmasalar bile telefonlarındaki uygulamalar ya da oyunlarla vakit geçiriyorlardı.
Uzakta durup baktığınızda trajikomik bir manzara ortaya çıkıyor. Etrafını göremeyen, algıları kapanmış, neler olup bittiğini fark edemeyen bir insan kalabalığı. Hatta ineceği durağı kaçıranlar bile oluyor. Aslında içler acısı bir durum.
Kendi Bağımlılığımı Fark Etmem
Bu konuya çok derinlemesine inmeyeceğim. Ancak kendi yaşadığım bir ekran bağımlılığı hikayesini paylaşmak istiyorum.
Benim de uzun yıllar ekranlarla ilgili ciddi bir bağımlılığım oldu. Cep telefonu, tablet, bilgisayar fark etmeksizin ne bulursam sürekli ekrana bakma ve bir şeylerle meşgul olma ihtiyacı hissediyordum.
Birisiyle konuşurken bile elim telefona gitmeden durmak benim için oldukça zor oluyordu.
Sosyal medya platformlarını yoğun kullanıyordum. İçimde sürekli bir şeyler paylaşma arzusu vardı. Yemek yerken ortamın fotoğrafını çekip paylaşmak, bir haber duyunca hemen yazmak, ünlü birini görünce bunu bildirmek, hatta bazen kötü bir olay olduğunda öfkeyle yazmak gibi dürtülerim vardı.
Bu döngüden çıkmak istedim. Düşündüm ve aklıma bir fikir geldi.
Konuşmak Yerine Yazmak
Kişiliğim gereği konuşmayı, anlatmayı, öğretmeyi seven biriyim. İnsanlara bilmedikleri konularda gerçek bilgileri aktarmak beni hep heyecanlandırdı.
İşimde de özel hayatımda da bu huyum hep vardı. Siyaset, bilim, tıp, matematik, eğitim, kişisel gelişim, ekonomi ve yaşam gibi pek çok alanda bilgi ve tecrübem olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca sürekli okuyan, dinleyen ve öğrenmeye açık biri olduğum için bilgi birikimim zamanla artmaya devam etti.
Sonunda kendime şu soruyu sordum. Madem anlatacak bu kadar çok şeyim var, neden bunları sadece konuşmak yerine yazmıyorum?
Yazı Yazmakla Gelen Dönüşüm
Son dönemlerde fark ettiğim bir şey daha oldu. Benim gibi pek çok insan artık ekranlara bağımlı hale gelmiş durumda. Yüz yüze iletişimde bile insanlar seni gerçekten dinlemiyorlar.
Bu yüzden anlatmak istediklerini bir ekran aracılığıyla, yani yazı olarak sunarsan, okunma ihtimali dinlenme ihtimalinden daha yüksek hale geliyor.
Ben de bu farkındalıkla yazmaya başladım.
Zamanla yazmak benim için bir alışkanlıktan çok daha fazlası haline geldi. Bugün artık yazmak benim için bir tür bağımlılık oldu.
Ama bu seferki bağımlılık üretken bir şeye dönüşmüş durumda.
Yazma İhtiyacı ve Paylaşma Arzusu
Yazarken ne bir gelir beklentim var ne de popüler olma gibi bir derdim. Ama yazdıklarımın okunmasını istiyorum. Tüm insanlığa düşüncelerimi aktarmak, hatta zaman zaman haykırmak istiyorum.
Çünkü sosyal ortamlarda her zaman fikirlerimi açıkça dile getiremiyorum. Oysa yazarken, zaman zaman da anonim kalarak, her şeyi açıkça ifade edebiliyorum.
Yazma bağımlılığım öyle bir noktaya geldi ki, aklıma bir fikir geldiğinde hemen en yakındaki yazma editörüne ulaşıp yazıya dökmek istiyorum. Yazdıkça daha çok yazasım geliyor.
Ve ardından yazdıklarımı bir yerlerde paylaşmak istiyorum. Bunu sıradan sosyal medya platformlarında değil, Medium, Substack, Reddit gibi içerik odaklı platformlarda yapıyorum.
Anonim kalmam gerekmiyorsa kişisel blog sayfam ya da LinkedIn gibi daha profesyonel ortamlarda yazılarımı paylaşıyorum.
Her yazı yazdığımda ve paylaştığımda içimde bir huzur oluşuyor. Çünkü artık düşüncelerim sadece zihnimde değil. Bir yerlerde duruyor ve insanlara ulaşabiliyor.
Tavsiye Niteliğinde Bir Kapanış
Evet, bağımlılık hala bende devam ediyor. Ama artık kimseye zarar vermiyor. Tam tersine, faydalı bir çıktıya dönüşmüş durumda.
İnsan yazdıkça da okudukça da kendine bir şeyler katıyor gibi hissediyor.
Eğer sizin de sosyal medya ya da ekran bağımlılığınız varsa, bunu yazarak dönüştürmeyi deneyin.
Yazar olmanıza gerek yok. Sadece fikirlerinizi, aklınıza düşenleri bir yerlerde paylaşın.
Çünkü mutlaka sizi anlayacak, dinleyecek ya da okuyacak birileri olacaktır.